18 Mayıs 2011 Çarşamba

AKP’nin yok etme hassasiyeti!


 Kars’ta Heykeltraş Mehmet Aksoy tarafından yapılan İnsanlık Anıtı heykelini ‘tarihi eseleri yok ettiği’ gerekçesiyle ‘ucube’ olarak nitelendiren Türk Başbakan R.Tayyip Erdoğan, iktidarı döneminde tarihi eserlerin sular altında kalmasına, tarihi Emek Sineması’nın alışveriş merkezi yapılması fikrine ses çıkarmadı. Türk Başbakan Erdoğan’ın Kars’a ziyareti sırasında şehrin girişinde bulunan İnsanlık Anıtı’na ‘Ucube’ yakıştırması son günlerin en çok tartışılan konularının başında geliyor. Erdoğan, anıta ilişkin hakaretinin gerekçesini, altında Seyyid Hasan el Harakani türbesi ve camisinin bulunduğu ve tarihi eseri gölgeleyecek bir inşaata izin verilmemesi gerekçesiyle açıklarken, AKP döneminde yok edilen tarihi eserleri ise gözden kaçırdı. Tarihi eserlere kıymet verdiği gerekçesiyle İnsanlık Anıtı’na ‘ucube’ yakıştırması yapan Erdoğan’ın başkanlığındaki AKP döneminde; başta Allianoi, Hasankeyf ve Munzur’daki doğal güzellikler ve tarihi eserlerin sular altında kalmasına göz yumuldu. Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, barajların yapılacağını inatla açıklamaktan vazgeçmezken, barajlara karşı çıkanlara, ‘’Sanatçı arkadaş sanatıyla ilgilensin“ yanıtını verildi.

‘Antik kentin üzeri kumla dolduruldu’AKP Hükümeti, Allinoi Antik Kenti üzerinde kurulması planlanan Yortanlı Barajı’nın yapılması için kamuoyunun tüm karşı çıkışına rağmen kararından vazgeçmedi. Hatta Bakan Eroğlu, ‘’Allianoi diye bir yer yoktur. Bu tamamen Paşa Ilıcası adıyla bilinen ve zaman içinde tadilatı yapılmış olan bir kaplıcadır’’ açıklamasında bulundu. Tepkiler her geçen gün artarken, antik kentin üzerinin tamamen kumla kapatılmasına karar verildi. Allianoi’nin antik merkez olduğunu gösteren hiçbir işaret bırakılmadı. Yine Munzur’da tüm karşı çıkışlara rağmen tarihi eserlerin ve Munzur Vadisi üzerinde bulunan Munzur Milli Parkı’nı yok edecek baraj projesinden vazgeçilmedi.

Binlerce yıllık tarihe sahip olan Hasankeyf’te AKP’nin tarihi eserleri verdiği kıymetten nasibini aldı. Erdoğan, Ilısu Barajı’nın Hasankeyf’in yok edilmesine değil, kurtarılıp gelecek nesillere kazandırılmasına vesile olduğunu öne sürerken, Kültür Varlıklarını Koruma ve Müzeler Genel Müdürü Ökkaş Dağlıoğlu, Hasankeyf’teki eserlerin vakumlanıp, su altında bırakılması önerisini yaptı. Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından Hasankeyf’e ilişkin bir soru önergesine verilen yanıtta ise, „Sular altında sadece bir takım tahrip edilmiş yapıların bulunduğu Aşağışehir kalacaktır“ ifadesiyle, Hasankeyf’teki eserlerin yok edileceği itiraf edildi.

Emek Sineması yerine alışveriş merkeziAKP döneminde Kültür ve Turizm Bakanlığı tarihi eserlerin ticari işletme olarak kiraya verilmesine ilişkin kararlar da alındı. Mayıs ayında Kültür ve Turizm Bakanlığı, İstanbul Boğazı’na yapılmak istenen üçüncü köprü güzergahında yer alan Garipçe köyünün, tarihi kale ve kulesini içine alan 9 bin 10 metrekarelik alanın ‘turizm hizmetine’ açılacağını açıklandı. Buna göre, Garipçe Kalesi ve Kulesi, müze, sergi salonları, sanat galerileri, kütüphane gibi kültürel üniteler ile müze mağazacılığı, kafeterya ölçeğindeki yeme ve içme üniteleri, açık ve kapalı otopark gibi ticari ve sosyal işlevli mekânlar olarak 49 yıllığına kiraya verilecekti.

Yine 2010 yılında İstanbul Beyoğlu’nda bulunan tarihi Emek Sineması’nın bir alışveriş merkezine dönüştürülmesi planlandı. Sinemaseverlerin bir platform kurarak imza kampanyası başlatması üzerine, mahkeme yürütmeyi durdurma kararı verdi.

AKP’lilerin tarihi eser kaçakçılığı... 2009 Kasım ayında Mersin’de jandarma tarafından gerçekleştirilen operasyonda Roma ve Bizans dönemlerine ait çok sayıda tarihi eser ele geçirildi. Operasyonda, AKP Mersin İl Genel Meclisi üyesi gözaltına alındı. AKP Mersin İl Genel Meclisi üyesine ait olduğu söylenen evde çok sayıda tarihi eser ele geçirildi.

2006 yılında Maraş’ın Izgın beldesinin AKP’li Belediye Başkanı Seydi Ahmet Aslan’ın da aralarında bulunduğu 6 kişi tarihi eser kaçakçılığı ihbarıyla gözaltına alındı.

GÜLER CAN/DİHA/ANKARA

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

0 yorum:

HOŞGELDİNİZ



Topraktan gelen, ellerde şekillenen kor ateşin sırlı gülleri...

Slayt Gösterisi

Loading...

ART COLLECTİON

ÇİNİ SANATI

çini M.Ö. 3000 yılının ilk yarısında mimari ile tanışan çiniler, İslam mimarisinde M.S. 9. Yüzyılda kullanılmaya başlamıştır. Selçuklular'ın 1071'de Bizanslılar`ı yenmesinden sonra Anadolu, hem Selçuklular hem de çiniler için yeni bir vatan olmuştur. Bu topraklardaki çini sanatı, 13. Yüzyılda Selçuk mimarisinin doruğa ulaştığı dönemde gelişmiş ve buna bağlı olarak da pek çok camii, medrese, türbe ve saray duvarları çinilerle bezenmiştir. Başlıca turkuaz, kobalt ve mor renklerin kullanıldığı geometrik desenli çini ve çini mozaikler iç mekanlarda tercih edilirken dışta da sırlı veya sırsız tuğlalar kullanılmıştır. 14. yüzyılda Anadolu Çini sanatı Osmanlılar ile birlikte yeni bir boyut kazanmıştır. Türkler iç ve dış mimari süslemenin en renkli kolu olan çini sanatını, asıl büyük ve sürekli gelişmesini Anadolu Türk mimarisinde göstermiştir. Türk çiniciliği Türk çini sanatının tarihi ilk Müslüman Türk devletlerinden Karahanlılara kadar dayanmaktadır. Bu da çini sanatının bin yılı aşkın bir geçmişe sahip olduğunu göstermektedir. Büyük Selçuklular ve Anadolu Selçukluları çiniyi mimari süslemelerde sıkça kullanmış Anadolu Selçuklu Devleti'nin dağılmasından sonra, çini sanatında Osmanlı Devleti'nin kuruluşuyla yeni bir dönem başlamıştır. İznik çinileri İlk Osmanlı dönemi İznik çinileri, Bursa Yeşil Cami ve türbesinde (1421), Bursa Muradiye Camii'nde (1426), Edirne Muradiye Camii (1433) ve Çinili Köşk’te (1472) görülebilmektedir. Bunlar genellikle mozaik veya sırlı boya tekniği ile üretilmiş çinilerdir. Bu dönem çinilerinde lacivert, mavi, turkuaz, siyah renkleri ağırlıktadır ve daha çok geometrik desenler kullanılmıştır. 16. yy'da İznik'te üretilen çinilerde gerek kalite ve gerekse desen üretiminde büyük gelişmeler olmuş ve Türk çini sanatı en parlak dönemini yaşamıştır. Osmanlı, mozaik gibi teknikleri bırakmış sır altı boya ve sır tekniğini geliştirmiştir. Bunun yanı sıra saray nakkaşhanesinde yeni motifler geliştirilmeye ve üretilmeye başlanmıştır. Kırmızı, yeşil, mavi, lacivert, turkuaz ve kahverenginin kullanımıyla İznik çinilerinde yeni bir devir yaşanmaya başlanmıştır. Osmanlı Devleti'nin duraklama dönemiyle birlikte, İznik çini üretim faaliyetini 17.yy. sonlarına doğru tamamen durdurmuş ve çinicilik Kütahya’ya kaymıştır. Lale Devri'nde, İznik çini sanatı yeniden canlandırılmaya çalışılsa da çabalar uzun ömürlü olamamıştır.

my art

MY personal exhibition

My handmade tiles and art work